ELP (EUROPEAN LANGUAGE PORTFOLIO) - BRET (BULGARIA,ROMANIA,ELLAS,TURKEY)

            CoE

 KÜTÜPHANE/LIBRARY:

 *BAŞVURU/APPLICATION

 *ÖZGEÇMİŞ/CV

*ÖZGEÇMİŞ ÖRNEĞİ/CV TEMPLATE

*DİL ÖZGEÇMİŞİ/LANGUAGE BIOGRAPY

*DİL DOSYASI/LANGUAGE PORFOLIO

*DİL PASAPORTU/LANGUAGE PASS

 *ÖĞRETMEN EĞİTİMİ ELP KILAVUZU/ELP TEACHER TRAINER

*ELP KILAVUZU/ELP INSTRUCTIONS

 *ELP PRENSİP VE KILAVUZLARI

*ERASMUS UYGULAMA EL KİTABI

*HAREKETLİLİK PROJE SAHİPLERİ REHBERİ

*ÇOK DİLLİ EĞİTİM/PLURILINGUAL EDUCATION

*SOKRATES PROGRAMI TÜRKÇE

*YABANCI DİL OLARAK TÜRKÇE EĞİTİMİ

*ÇOCUK DİL DOSYASI

*ÇOCUK DİL DOSYASI ÖĞRETMEN KİTABI

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

*ELP-AVRUPA DİL PROJESİ ÜZERİNE YAZILAR- DR. MUSTAFA ÇETİN

BRET (BULGARIA,ROMANIA,ELLAS,TURKEY) HOMEPAGE

EUROPASS DOWNLOAD

EUROPEAN DAY OF LANGUAGES

NACELL-EUROPEAN LANGUAGE PORTFOLIO

AVRUPA DİLLER YILI,ALİ KILIÇARSLAN,İST Ü.

UNESCO-LINGUISTIC RIGHTS

TÜRKÇE'NİN YABANCI DİL OLARAK ÖĞRETİLMESİNDE AVRUPA BİRLİĞİ,KÜLTÜREL İŞBİRLİĞİ KONSEYİ EĞİTİM KOMİTESİ'NİN BELİRLEDİĞİ BAĞLAMLAR KULLANILABİLİR Mİ ?

*TÜRKÇE'NİN YABANCI DİL OLARAK ÖĞRETİMİ VE AVRUPA DİL ÖLÇEĞİ,SEFA YÜCE,GAZİ UNİ.

*AVRUPA BİRLİĞİ'NİN DİL ÖĞRETİMİNE KARŞI TUTUMU VE TÜRKÇE'NİN YABANCI DİL OLARAK ÖĞRETİLMESİ,YARD.DOÇ.DR. SUAT UNGAN,DUMLUPINAR UNI.,SOSYAL BİLİMLER DER. AĞUSTOS 2006,SAYI:15.



Avrupa Diller Yılı

ALİ KILIÇARSLAN

İstanbu Üni. Mayıs 2001



Avrupa Konseyi (AK)'nin, 19 Ocak 1999'da, 2001 yılının "Avrupa Diller Yılı" olması yönünde aldığı karar, Eylül 2000'de Avrupa Birliği (AB) tarafından da kabul edilerek, 2001 yılı "Avrupa Diller Yılı" ilân edildi (Karar: 1934/2000/EG). "Dilleri öğrenmek kapıları açar - Herkes bunu başarabilir" çağrısıyla başlatılan ve UNESCO tarafından da desteklenen "Avrupa Diller Yılı Etkinlikleri", yıl sonuna kadar sürecek.


Şubat 2001'de, İsveç'in Lund kentinde gerçekleştirilen "Açılış Şöleni" ile başlatılan etkinlikler, Aralık 2001'de Belçika'nın başkenti Brüksel'de yapılacak "Uluslar Arası Kapanış Şöleni" ile sona erecek. 6 Haziran 2002'de de "Aksiyon Yılının Tevsiki (Dökümantasyonu)" sunulacak.
"2001 Avrupa Diller Yılı"nın temel gayesi, Avrupa'nın dil ve kültür mirasına sahip çıkmak. AB'ye üye ülke vatandaşlarında çok kültürlü ve çok dilli Avrupalılık şuurunu geliştirmek, kendi ana dilleri dışında en az iki Avrupa dili daha öğrenmeleri için ilgi ve istek uyandırmak. Birleşen Avrupa'da, çok dilliliğin fert ve toplum için ne denli önemli olduğunu anlatarak, dil öğrenimi konusunda halkı bilgilendirmek ve teşvik etmek. Hedef, en çok konuşulan ve uluslar arası ilişkileri kolaylaştıracak dillerin öğrenilmesi ve öğretilmesi değil; AB'de daha farklı dilleri konuşan insanları gerçekten anlayabilmek, kültürlerini tanıyabilmek ve hususiyetlerini kavrayabilmek için halkı, çok az ilgi gören dilleri de öğrenmeye yönlendirmek. Özellikle çok dilliliğin, başka diller karşısında hassasiyetin ve kültürler arası iletişimin önemi konusunda yediden yetmişe herkesi aydınlatmak ve her yaşta yeni bir dil öğrenilebileceğini kafalara yerleştirmek: "Herkes yeni bir dil öğrenebilir; bunun için ne çok geçtir, ne de çok erkendir." Bu çağrı ile, ayrıca halkın "ömür boyu öğrenmek" konusunda aydınlatılması plânlanıyor. Zira, Avrupa Eğitim Komisyonu, 1995'te yayımladığı "Öğrenen Topluma Doğru" bildirisinde, AB vatandaşlarının, ana dilleri dışında en az iki Avrupa dilini öğrenmelerini ilke olarak benimsemişti. Nihaî hedef ise, yeni nesil Avrupalıların en az üç dil öğrenerek yetişmelerini sağlamak.


Kısaca, Avrupa'nın dil çeşitliliği ve kültür mirası hakkında halk şuurlandırılacak, yeni diller öğrenmeye isteklendirilecek, (yabancı) dil öğrenimi hakkında bilgilendirilecek, çok dillilik (azınlık ve göçmen dilleri, komşu dilleri ve çok az öğrenilen diller) teşvik edilecek. Bütün bu etkinlikler ile Avrupa'da farklı dil ve kültür tarihine sahip insanlar arasında iletişim daha da kolaylaştırılıp hoşgörü geliştirilerek, Avrupa'nın hareket kabiliyetinin yükseltilmesi hedefleniyor.
"Diller öğrenelim, insanları anlayalım, toplumu şekillendirelim" sloganıyla AB ve AK tarafından desteklenen "2001 Avrupa Diller Yılı Etkinlikleri", Türkiye'nin de içinde bulunduğu 47 ülkenin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Etkinliklere katılanlar arasında hemen hemen her sahadan kurum ve kuruluşlar yer alıyor: Çocuk yuvaları, okullar, yüksek okul ve üniversiteler, pedagoji enstitüleri ve akademiler, yetişkinler için eğitim kuruluşları, belediyeler, gençlik merkezleri, yaşlı birlikleri, dernekler ve vakıflar, sivil toplum örgütleri, özel girişimciler, sendikalar, basın-yayın mensupları, dil uzmanları, kültür oluşturanlar, siyasî karar mercileri...


Etkinlikler, toplumun her kesimine yönelik olacak. Dil Öğretim Merkezleri, "Açık Kapı Günü" düzenleyecekler ve Eylül ayında özel bir gün de "Avrupa Diller Günü" olarak ilân edilecek. "Dilleri Tanıtım Günleri"nde, diller tanıtılarak, halk "yabancı dili öğrenme yolları" hakkında bilgilendirilecek. Özellikle yetişkinler için "Dil Öğrenme Haftası" düzenlenecek ve bir hafta boyunca "yetişkinler eğitiminde dil öğrenme metodu" anlatılacak. En önemlisi, okulda veya okul dışında yabancı dil öğrenenlere "Lisan Pasaportu" verilecek. Bu pasaport, sahibinin hangi yabancı dili ne kadar bildiğini gösteren bir "yabancı dil kimliği" olacak... Bu pasaport, sadece öğrenim için bir ülkeden başka bir ülkenin okuluna geçiş yaparken değil, iş ve meslek eğitimi için müracaatlarda da gerekli bir kimlik olacak.


Bütün bu etkinliklerin özet gayesi; AB'nin sınırları içindeki dil çeşitleri ve kültür mirası hakkında insanları bilgilendirmek; her sahada iletişimi kolaylaştırarak, dil ve kültür birliği konusunda halkı daha fazla şuurlandırmak. Çok dilliliğin birleşen Avrupa için artık bir zaruret hâline geldiğini anlayanlar, bunu halka da yaymaya çabalıyorlar.


Fakat, bütün bu etkinliklerin arka plânını da unutmamak gerekir. Bilindiği gibi, Almanya, Fransa, Avusturya ve Avrupa'nın daha birçok ülkesinde, İngilizce hâkimiyetine karşı başlatılan girişim ağı, gün geçtikçe daha da genişliyor. Özellikle AB'nin bünyesinde, resmî diller arasında tam bir hâkimiyet çatışması devam ediyor. Dolayısıyla, "Avrupa Diller Yılı"nı destekleyen her Avrupa ülkesinin asıl gayesi, ülkesindeki azınlık veya göçmen dillerinin değil, özellikle kendi ülkesinin ana lisanını, Avrupa'da en çok konuşulan dil hâline getirmektir. Bir başka ifadeyle, Avrupa'nın dil politikasını şekillendirmektir.


Çünkü; Avrupa'daki toplam dil sayısı 220 ve bu dillerden en sık konuşulanların sayısı ise 40 olarak ifade ediliyor. Bunun 11'i de AB'nin resmî dilidir. (Kaynak: http://www.sprachen-2001.at) Esasında, son iki yıl içinde yapılan araştırmalardan yola çıkarak, AB'nin dil haritasını çizmek mümkün. Zaten Avrupa'nın hemen hemen yarısı çok dilli. AB'ye üye ülke vatandaşlarının yüzde 44'ü ana dillerinin yanı sıra başka bir dil daha biliyorlar. Hollânda, Danimarka ve İsveç'te her 10 kişiden sekizi, birden fazla dil biliyor. Fakat, İngiltere, İrlânda ve Portekiz'de başka bir dili konuşma oranı, en az seviyede. Zira, AB'ye üye bütün ülkelerde, hatta neredeyse dünyada en çok öğretilen ve öğrenilen yabancı dil İngilizce. Fransızca ikinci sırada yer alıyor. (Kaynak: Eurobarometer, Mart 1999, Nr: 50, Alan Çalışması Ekim/Kasım 1998 ve Nr: 52, Nisan 2000, Alan Çalışması Ekim/Kasım 1999)


Eurobarometer'in araştırmasına göre, AB'nin sınırları içinde, AB'nin 11 resmî dilini, "ana dil" olarak konuşanların oranı şu şekilde: Almanca yüzde 24, Fransızca yüzde 16, İngilizce yüzde 16, İtalyanca yüzde 16, İspanyolca yüzde 11, Hollândaca yüzde 6, Yunanca yüzde 3, Portekizce yüzde 3, İsveççe yüzde 2, Danca yüzde 1 ve Fince yüzde 1. Fakat, bu dilleri konuşan AB vatandaşlarının oranı ise daha farklı: Almanca yüzde 32, Fransızca yüzde 28, İngilizce yüzde 47, İtalyanca yüzde 18, İspanyolca yüzde 15, Hollândaca yüzde 7, Yunanca yüzde 3, Portekizce yüzde 3, İsveççe yüzde 3, Danca yüzde 2 ve Fince yüzde 1. Bu oranlardan da anlaşıldığı gibi, AB vatandaşlarının yaklaşık yüzde 50'si İngilizce konuşuyor. "Ana diliniz dışında, faydalı olduğuna inandığınız hangi yabancı dili öğrenmek isterdiniz?" sorusuna verilen cevap, AB'nin dil haritasının büyük bir bölümüne, gelecekte de İngilizce'nin hâkim olacağını gösteriyor. Ana dilleri dışında bir başka yabancı dili öğrenmek isteyenlerin oranı şu şekilde: İngilizce yüzde 69, Fransızca yüzde 37, Almanca yüzde 26 ve İspanyolca yüzde 15. Zira, AB üyesi ülkelerin çoğunda, ilk okul öğrencilerinin yüzde 90'dan fazlası İngilizce, yüzde 32'si Fransızca, yüzde 18'i Almanca ve yüzde sekizi İspanyolca öğreniyor.

(Kaynak:http://europa.eu.int/comm/education/languages/de/lang/europeanlanguages.html)
"Avrupa Diller Yılı" münasebetiyle 6-23 Aralık 2000 tarihleri arasında, AB'ye üye 15 ülkede, yeni bir Eurobarometer-Araştırması daha yapıldı. Avrupa Fikir Araştırma Grubu (European Opınıon Research Group)'nun INRA (Europe) ile ortaklaşa yaptığı bu alan araştırmasına, 15 yaşından büyük 15 bin 900 kişi katıldı. Bu araştırmanın sonuçlarına göre, ankete katılanların yüzde 53'ü, ülkeden ülkeye büyük farklılıklar olmasına rağmen, iki dil biliyor. Lüksemburgluların hemen hemen tamamına yakını iki veya daha fazla dili konuşuyor. Bu oran İngilizlerde ise sadece üçte bir. Avrupalıların yüzde 56'sı İngilizce konuşuyor (yüzde 16'sı ana dil, yüzde 40'ı da yabancı dil olarak). Avrupa'da en çok konuşulan diğer diller ise; Fransızca (yüzde 35) ve Almanca (yüzde 34). Ankete katılanlar, başka dilleri öğrenmenin tatil, iş ve şahsî sebeplerden dolayı çok faydalı olduğuna inanıyorlar. Anketten çıkan diğer bir sonuç da, ücretsiz dil kurslarının (yabancı) dil öğrenmeyi daha çok teşvik ettiği yönünde. Yine ankete katılanların dörtte üçü, İngilizce bilmenin çok faydalı olduğuna inanıyor; ikinci sırada ise Fransızca (yüzde 40), üçüncü sırada Almanca (yüzde 23) ve dördüncü sırada İspanyolca (yüzde 18) geliyor. Ankete göre, dil öğrenmenin önündeki en önemli üç büyük engelin kurs ücretleri, vakit sıkıntısı ve isteksizlik olduğu ortaya çıktı.


(Kaynak:http://europa.eu.int/comm/education/languages.html/http://www.eurolang2001.org) Kısaca ifade etmek gerekirse, AB'ye üye ülkelerde ölçü, en az üç dil, yani ana dilin dışında iyi derecede iki yabancı dil daha bilmektir.


Ancak, "yabancı dil" olarak "Türkçe" öğrenenlerin oranı, yüzde 1 bile değil. Meselâ Almanya'da, Federal Almanya İstatistik Dairesi'nin verdiği bilgilere göre, 1998/99 öğretim yılında, örgün eğitim kurumlarında, "yabancı dil olarak Yunanca" öğrenenlerin sayısı, 14 bin 800, "İspanyolca" öğrenenlerin sayısı 142 bin 400, "İtalyanca" öğrenenlerin sayısı 35 bin 200, Rusça öğrenenlerin sayısı 187 bin 400 ve "Türkçe" öğrenenlerin sayısı ise, sadece 11 bin 700'dür. (Kaynak: http://www.statistik-bund.de/basis/d/biwiku/schultab15.htm) Almanya'da, ilk ve orta öğrenime devam eden yaklaşık 500 bin Türk çocuğu olduğu dikkate alınırsa, bu rakamın, özellikle Türkçe'nin geleceği açısından ne anlama geldiği çok daha iyi anlaşılır. Türk çocukları, birçok okulda, "yabancı dil olarak Türkçe"yi de seçme hakkına sahipler. Göçle ortaya çıkan bu yeni olgu ile hem övünebilir, hem de dövünebiliriz. Övünebiliriz; çünkü Türkçe, Almanya'da en azından bir kısım okullarda "yabancı dil" olarak okutuluyor. Dövünebiliriz; çünkü Türk çocukları, ana dilleri Türkçe'yi, okullarda "yabancı dil" olarak öğreniyorlar. Tabi, buna da imkân sağlanırsa... Türk çocuklarına Türkçe'nin "yabancı dil" olarak öğretilmesinin, çocuklar üzerindeki psikolojik tesirlerini de dikkate almak gerekiyor.


Bütün Avrupa'da çok dillilik ve çok kültürlülük için kampanyalar yapılırken, Almanya'da ve diğer Avrupa ülkelerinde, Türkçe'ye karşı bir kampanya yürütülmesi oldukça düşündürücüdür. Her ne kadar bu kampanya, sadece siyasî çevrelere özgüymüş gibi sunulmaya çalışılsa da, sonuçları her alanda kendisini göstermektedir. Okullarda ve iş yerlerinde Almanca, Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve İspanyolca dışındaki dillere, yani özellikle Türkçe'ye karşı takınılan olumsuz tavırlar, bunun en müşahhas misalidir.


Avrupa'da, AB'ye üye bazı ülkelerin nüfusu kadar Türkçe konuşan olmasına rağmen Türkçe, AB'nin bütün "Dili Teşvik Programları"nın dışında tutuluyor. Bunun en önemli sebepleri, Türkçe konuşan bir ülkenin AB'ye üye olmaması, Türkçe'nin Avrupa'da "azınlık dili" olarak tanınmaması ve "komşu dili" olarak kabul edilmemesi... Diğer en önemli bir etken de, Türkçe'nin Avrupa'da "tehdit" olarak algılanması... 1999 yılında İsviçre'de yapılan bir anketin sonuçları, Türkçe'ye bakış açısını ortaya koyuyor. Ankette; "Bir dili seçerek öğrenmek isteseydiniz, hangi yabancı dili öğrenirdiniz?" sorusuna cevap verenlerin oranı, dillere göre şöyle: İngilizce (yüzde 63,8), İtalyanca (yüzde 7,8), İspanyolca (yüzde 5,5), Rusça (yüzde 4,9), Almanca (yüzde 4,5), Portekizce (yüzde 0,6) ve İsveççe (yüzde 0,5) (Kaynak: Hans-Jürgen Krumm: Österreichisches Sprachen-Kompetenz-Zentrum, Einsprachigkeit ist heilbar - auf der Suche nach Wegen zur sprachlichen Vielfalt, Plenarvortrag anlaesslich der Eröffnungskonferenz zum Europaeischen Jahr der Sprachen in Österreich, 07.03.2001).


Esefle belirtelim ki, "2001 Avrupa Diller Yılı"nı destekleyen Türkiye, bu yılın etkinliklerini sadece Türkiye'de düzenleyeceği birkaç toplantı ile sınırlı tutmuştur. Esasında, sadece Türkiye'de değil, özellikle Türklerin kalabalık olarak yaşadıkları bütün Avrupa ülkelerinde, Türkçe'yi yaygınlaştırma ve geliştirme gayesiyle "Türk Dili" veya "Türkçe Etkinlikleri" düzenlenebilirdi. Hatta, Dış Türklerden büyük destek alınabilirdi. Çünkü en çok bu hizmet, Avrupa Türklerine yarardı. Bunun için çok geç kalınmış da değildir. Fakat katılımcı diğer ülkeler başta internet olmak üzere çoktan varlıklarını hissettirirken, Türkiye yine kış uykusunda. Avrupa'da yaşayan Türk çocuklarının ana dil meselesini 40 yıldır çözüme kavuşturamayanlardan çok fazla bir beklentimiz olmamakla birlikte, "hiç değilse uluslar arası etkinliklerde daha hassas davranılabilir" demekten kendimizi alamıyoruz.


Meselâ; Federal Almanya Dış İşleri'nin bilgi ve verilerine göre, günümüzde dünyada 15-16 milyon insan "yabancı dil" olarak Almanca öğreniyor. Ana dili Almanca olmayan ve Almanca konuşulmayan ülkelerdeki okullarda Almanca öğreten öğretmenlerin sayısı 120 binden fazla. Bu rakama, ayrıca yüksek okullarda Almanca öğreten 19 bin öğretim görevlisini de eklemek gerekiyor. Almanya'nın dış kültür poltikasının en önemli görevlerinden biri de, ülke dışında Almanca'nın teşvik edilmesidir. Hızla değişen şartlara göre, Almanya her yıl takip edeceği kültür politikasını gözden geçirir. Dış ülkelere yönelik bu kültür politikasını üç başlık altında toplamak mümkün: Almanya'nın kültürel etkinliklerinin tablosunu, halkın bütün manevî değerlerini içerecek ve demokratik görüş zenginliğini yansıtacak şekilde çizmek, dünyada Alman dilinin öğrenilip yayılmasını teşvik etmek ve yabancı ülkelerle kültür alışverişinde bulunmaktır. Bu gaye için F. Dış İşleri Bakanlığı, eyalet hükümetleri, kiliseler, sendikalar, vakıflar ve diğer kamu yararına faaliyet gösteren sivil kitle kuruluşlarıyla işbirliği yapar. Ayrıca, Almanya 1996'da, "Yabancı Ülkelerde Kültür Politikası Danışma Kurulu" oluşturdu. Bu kurulun kültür, iktisat ve siyasî çevrelerden 14 üyesi var. Almanya'nın kültür politikası, Federal Hükümetin ve devletin dış politik ilkeleri doğrultusunda genellikle aracı kuruluşların kendi sorumlulukları dahilinde uygulanmaktadır. Bu kuruluşlardan biri de dünyaca ünlü Goethe Enstitüsü'dür. En önemli görevi, dünyanın dört bir yanında Almanca öğretmek ve kültürel işbirliğini teşvik etmektir. 76'dan fazla ülkede 127'den fazla kültür enstitüsü mevcuttur. Goethe Enstitüsü, dış ülkelerdeki hizmetleri için her yıl F. Dış İşleri Bakanlığı'ndan da yardım alır. Sadece 1999'da aldığı yardım miktarı 303 milyon 700 bin Alman markıdır. (Kaynak: http://www.auswaertiges-amt.de)


Maalesef Türkiye'nin "Avrupa Diller Yılı" münasebetiyle Avrupa'ya yönelik plânladığı tek faaliyet, 25-26 Ekim 2001 tarihleri arasında, Ankara'da MEB tarafından düzenlenecek olan "Avrupa'da Türkçe'nin İkinci Dil Olarak Öğretimi" konulu "Uluslar Arası Bilgi Şöleni"dir. Aslında, bu tür bilgi şölenlerinin sadece Türkiye'de değil, Türkçe konuşulan Avrupa ülkelerinde de yapılması gerekir.
Ayrıca, gerek Türkiye, gerekse Türkçe'ye önem veren Türk sivil kitle kuruluşları, 2001 yılında çok önemli bir vazifeyi yerine getirebilirler. Şimdiden okullarda bu yıl adına kullanılabilecek iki veya daha çok dilde kitapçıklar hazırlanabilir. İnternet sayfaları açılarak Türkçe öğretimi için çaba harcanabilir. Türkçe bilgisayar oyunları, dil öğrenme programları hazırlanarak, bunlar okullara dağıtılıp Türk çocuklarının dil geliştirmelerine yardımcı olunabilir. Türkçe-Almanca veya Hollândaca takvimler hazırlanıp okullara dağıtılabilir. Bütün dernek ve camilerde Türkçe kurslar başlatılabilir. En önemlisi, güzel Türkçe öğrenilebilecek bir "internet sitesi" ve özellikle Avrupa ülkelerinde, "Türkçe Öğretim Enstitüsü" veya "Türk Dili Enstitüsü" açılabilir.


Dil öğrenmek, insanlara büyük fırsatlar sağlar; ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda yeni kapılar açar. En önemlisi, dilini bildiğimiz insanları çok daha iyi anlayabilir, kültürlerini çok daha kolay tanıyabiliriz. Dil öğrenmenin yaşı ve zamanı yoktur; herkes, her zaman dil öğrenebilir. Her öğrenilen dil, aynı sayıda farklı kültür ve medeniyetleri tanımak için birer kapıdır. Yeni öğrenilen her dil, yeni bir imkândır, yeni bir dünyadır.


Fakat, önce ana dilimiz Türkçe. Sadece Türkçe konuşmasını, okumasını ve yazmasını değil; ayrıca dilimizin bütün güzelliklerini, üstünlüklerini ve inceliklerini de öğrenmek, öğretmek gerekir. Dil faklılıklarını içinde barındıran Avrupa'da, Türk diline sahip çıkmak hem hakkımız, hem de en büyük görevimizdir. Çünkü yarınlarda, çok iyi Türkçe bilenlere daha fazla ihtiyaç duyulacağı kesindir.


Kaşgarlı Mahmud'un Türkçe için asırlar önce söylediği şu söz, günümüzde hâlâ geçerliliğini korumaktadır: "Türk dilini seviniz! Çünkü Türklerin, en az geçmişleri kadar büyük geleceği olacaktır." (Banarlı, 1982:1) Ve bu

KAYNAK:

BANARLI, Sâmi, Nihad (1982) Türkçe'nin Sırları, Kubbealtı Neşriyâtı: 1, Baha Matbaası, İstanbul. 






Anket

  Yabancılara Türkçe öğretimi sahasında bizzat sahada çalışan öğreticilerin katkıları olmadan üretilen çözümlerin, doğru çözümler olabileceğini düşünüyor musunuz ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    1439820 Ziyaretçi